Grado PS500 İncelemesi

'Grado' forumunda utuman tarafından 30 Kasım 2014 tarihinde açılan konu

  1. utuman

    utuman
    Expand Collapse
    FLAC

    Katılım:
    4 Mayıs 2009
    Mesaj:
    260
    Alınan Beğeniler:
    70
    Grado Ps500 İnceleme

    1) Kişisel kulaklık maceram

    Ses sistemleri ile tanışmam , daha doğrusu “audiophile” denilen erişilemez nokta konusunda başlangıcım 10 yıl önce bir gece kuzenimin 64 MB hafızalı ekransız Creative mp3 çalarında açtığım Shakira’nın bir şarkısıyla oldu. Daha önce kaset ve cd ile haşır neşir olan bir nesil olarak ve de evdeki set üstü müzik çaların karşısında maç dinleyen biri olarak ( plaklara yetişemedim), gece yaşadığım o anlık his beni geri dönüşülemez bir yola itti. Gece kuzenim uyudukça aletin içindeki 3 4 şarkıyı döndürüyordum ve Creative’in kendi kulaklığı bile çok güzel geliyordu.
    [​IMG]
    Derken babaannem sağolsun tatilden Ankara’ya dönerken güzel bir harçlık verdi ve 100 liraya 128 MB Beko mp3 çalar aldım. Ancak içinden çıkan kendi kulaklığı çok kötüydü ve earbud stili olduğundan kulağımda durmuyordu. Ancak 6-7 ay öyle idare ettim. Ve aradan biraz daha zaman geçtikten sonra yeni mp3 çalarım Samsung U3 idi.

    Ancak artık kulaklık beni kesmiyordu. Ve kuzenimdeki Philips kafaüstü kapalı kulaklığın verdiği sesi düşünerek kesinlikle daha iyi kulaklıklar vardır diye düşündüm. Derken adı güzel “Turuncu Forum “ ile tanıştım ve Fenerbahçe – Galatasaray rekabeti gibi bir rekabet ile karşılaştım. Bu rekabetin adı Sennheiser CX300 – Creative EP630 idi. Sennheiser CX300 iki kat daha fazla fiyata sahipti , Creative EP630 ise fiyat performansı daha iyi olduğu için daha çok tutuluyordu ve pek stoklarda bulunmuyordu. Zaten o sıra internetten alışveriş için pek alternatif de yoktu. Tabi o aralar 18’e bile girmedik kredi kartı da yok Ankara’da Amerikan Pasajı’nda bana 40 liraya bir EP630 kütelediler. Hala emin değilim sahte miydi orijinal miydi ama malzeme kalitesi iyiydi ve sesi de fena değildi. Buz kütlesi gibi bas veriyordu o da zaten bence orijinal olduğuna işaretti.

    Yanlız o kulaklığı ilk taktığımdaki izolasyon , müziğin beni sarma hissini hala unutmadım. Kimi zaman dışarıda bir şey kırıldı sandım refleks olarak çeşitli şarkılarda zil seslerinde. Hatta EP630 yüzünden park eden araba bana çarptı. Bu yüzden izolasyonu muadillerinden iyi diyebilirim.

    Derken bir yıl mutlu mesut kullandıktan sonra EP630’u elime bir toplu para geçti ve Almanya’dan 150 lira civarına AKG K324p kulaklığı aldırdım ve o zamanlar detaylı gördüğüm J bir inceleme yayınlamışım. Yıl bu sırada 2008. 2009 baharı ise MyMemory adlı firmanın altın sitesiydi , tüm Türkiye’ye ücretsiz kargo ile ürün yolluyordu. O zamanlar da insanlar firmaları suistimal etmiyordu ölücülük pek yaygın bir hastalık değildi. Ve bu sayede 50 liraya bir Koss Portapro aldım ve onun detaylı bir incelemesini yapabildim.

    Saydığım bu kulaklıklar , Koss Portapro hariç aralarında neredeyse hiçbir fark olmayan , fiyat farkına değmeyecek kulaklıklardı. O zamanlarda sadece iem olarak Westone idare ederdi. Hatta bir şey itiraf edeyim gerçekten tahammül edemediğim tek iem Shure SE-310’dur. 2010 yılından itibaren bence iem teknolojisi çığır atladı ve ucuz iem’ler de baya iş yapar hale geldi.

    Kısacası öğrenci olduğumdan ( hala da öğrenciyim ) o zamanlar pek üst sistemler kullanamadım. Ama Techno-fi olarak buluşmalarda baya denemeler yaptık ( yok ya aslında gırgıra vurduk bakmayın buluşmalarda pek test yapılmıyor ). Ama yine de merakımı gideriyordum.

    İncelemenin ikinci kısmında sevdiğim tarz sese gireceğim ilk kafaüstü deneme maceram ile...







    2) Sevdiğim ses karakteri ve zamanla değişimi

    İlk denediğim iyi diyebileceğim kafaüstü kulaklık Hasan’ın 80 Ohm’luk Beyerdynamic DT770’leri idi. Amfisi de hatta LaFigaro olması gerek. Amfi yeteri kadar gücü kulaklığa verebiliyordu ve ilk defa dolu ses veren ve kafada bir ses hacmi oluşturan bir kulaklık dinlemiş oldum. Tabii ardından Techno-fi buluşmaları geldi ve HD800’e kadar tüm kulaklıkları dinledik. Ve tabii ki aşırı farklar olduğundan , ki potansiyel ses dünyasında çok önemli , alabileceğim en yüksek potansiyelli kulaklıklara göz diktim. Ve o zamanlar seste aradığım en baba kriter tizlerinin iyi olmasıydı , ama bass da eksik olmamalıydı.

    (Önemli Not: Sesi detaylı kritik edemediğimden ki hala edemiyorum , o zamanki kendimce aradığım şey böyle bir tarzdı.)

    O yüzden o zamanlar fiyatların da yüksek olmasına rağmen , sağolsun forumumuzdaki adalyan adlı üye bazı kulaklıkları ve ses ekipmanlarını uygun fiyata sattı. Ve 200 liraya 250 OHM bir Beyer DT770 sahibi oldum. Yanına da Bravo Audio amfi. Açıkçası aldığım sesten hem kulaklığı iyi besleyemediğimden , hem de Beyerdynamic’in hafif soğuk ses karakterinden dolayı pek haz almadım. Bir de alt frekansları iyi besleyemediğimden dolayı ses biraz gürültüye kaçmaya başlayınca maalesef bir yerden sonra “kaşıntı” başlıyor. Derken Yılmaz abi’den bir V-Dac ses kartı alarak Bermuda Şeytan Üçlüsü’nü ilk defa tamamladım. Ve aldığım sese inanamadım. Garip şeyler oldu aydınlandı ortalık.

    Genel olarak enstrüman seslerine olan ilgim o zamanlarda doğal ses arayışı olarak sonuçlandı ve mid tiz ağırlıklı kulaklıklar ilgimi çekti. Bu yüzden 32 Ohm DT990 kulaklık bana fazla dayanmadı. Üstüne kısa bir süre elimde duran Hifiman HE-5 ve 600 ohm DT770’i de besleyemediğimden dolayı sattım. Ama ses karakteri olarak da beklentilerimi karşılayamadığı bir gerçek.

    Derken işte bu sevdiğim ses karakteri değişmeye başladı. Genel olarak agresif ses veren kulaklıklar yerine daha dingin ses veren ve beslemesi kolay olan iem ve kafaüstü kulaklıklar ilgimi çekti. Yani bu sayısız denemede vardığım teori şu oldu:

    “Potansiyeline ulaşamayan ya da ulaşamayacak olan bir kulaklık , potansiyeline ulaşan daha az kapasiteli bir kulaklıktan daha iyidir.”

    Örneğin uDac – Bravo ve –Dt 770 sistemim , Udac – Bravo – He5 üçlüsünden daha verimliydi hatta daha iyiydi çünkü He5 trafo dolusu güç istiyordu ve de daha iyi ara kablolar.

    Derken elimdeki bu kulaklıkları ve setleri elden çıkardım ve elime bir Grado SR325is geçti 2011 baharında. Ve ilk defa elimdeki bir kulaklığı kritik etmektense dinlediğim şarkıda eğlendiğimi hissettim. Yanlız tizler bu kulaklıkta o kadar uzuyordu ki ve orta frekanslar o kadar eksikti ki bu kadar tek yönlü , kafa “temizleyen” bu kulaklığa olan aşkım Seda Sayan’ın evlilikleri gibi hızlı ve acayip ateşli başladı ancak 3 ay sonunda söndü. Ve forumda kulaklığı bir cep telefonu ile takas ettim.

    Bu 6 yıllık arayış beni maddi olarak değil ancak manevi anlamda çok yordu ve sürekli müzik dinlediğim ekipmanı kritik etmekten gerçekten çok yoruldum. O yüzden elime geçen ürünlere daha uzun süreler sarıldım ve elden hemen çıkarmadım. Bu sürede daha çok iemlere odaklandım ve en uzun kullandığım iem Head Direct RE0 oldu. Çünkü elimdeki Sansa Clip ile uyumu harikaydı. O yüzden 2009’dan itibaren 3 4 yıl aralıklarla bu kulaklık hep elimde oldu. Bu süre zarfında uzun süre kullandığım iemler Re 272 ( 2 sene önce kaybettim ) , Radius DDM ve Ultimate Ears UE600 oldu.

    Ve 2013’ün başıyla elimdeki Re 272’yi kaybettikten sonra , aktif müzik dinlemeyi bıraktım. Çünkü ne kadar frekans tepkisi olarak düzgün bir sesi olsa da , Re 272 ses rengi olarak hoşuma gitmiyordu ve 3 4 şarkı ancak dayanabiliyordum.

    Bunun üzerine derslerime yönelmemin de etkisiyle kendimi uzun bir ses rehabilitasyonu sürecine aldım ve açıkçası müziği de aramadım. İşin ilginci hala da aramıyorum. Günde 2 saatten fazla müzik de dinlemiyorum hatta. Çok müzik dinlemenin beni psikolojik olarak yorduğunu farkettim. Hoş şimdi de fiziksel olarak yoruyor.

    Özet olarak hep kulaklıklarımı seçerken çoğunlukla daha iyi tizler için seçtim ama sadece tiz aldığım için pek uzun süre dayanamadım.

    3) Grado?

    Peki Grado’ya nereden geldik? Öncelikle şunu söylemek istiyorum. Yukarıda listelediğim hiçbir kulaklığın “High-End” sıfatını hak ettiğini düşünmüyorum. Dolayısıyla bu Mart Nisan ayında arayışlarımın başlayışıyla artık yerimde saymamın beni bir yere ulaştırmayacağını fark ettim.

    Bu kulaklık arayışım nasıl ve neden bir anda başladı? Kafamda yaklaşık bir buçuk yıl süren bir deney başladı. Hafızamdaki bu kadar farklı ses karakteri, bu kadar farklı tür şarkılar, hepsi kafamdaki terazide tek tek tartıldı. Bazısı daha doğru ses verdi ama kaybetti. Bazısı daha çok potansiyel vaat etti ama kaybetti. Bazısı daha iyi taşınabilirlik sundu ama kaybetti.

    Ama aralarında bir tanesi vardı ki benim müziği dinlerken istemsizce kafa sallamama yol açtı, saçmasapan keman taksimlerinde bile o ilk notaya girişteki yaşattığı duygu yoğunluğuyla bana farklı bir kapı açtı. Hatta bazen öyle sivri geldi ki sesi gerçekten kafamdan fırlatıp attım. O kulaklık Grado SR325is oldu. Belli ki en çok etkilendiğim kulaklık oydu. Çünkü ilk taşınabilir müzik tecrübemdeki Creative MP3 çalar ile yaşadığım heyecanı bana en yakın sunan kulaklık oydu. Öyleyse ben de Grado’ya gereken değeri vermeliydim. Yapmam gereken oydu. Nasıl besinlerin zararlısı ve yararlısı varsa ben de kulaklıkların zararlısına, ses kalitesi açısından belki de en kötü olanına kafayı taktım.

    İnanın bu son paragrafı yazdığımda yanımda olmayan kulaklığımı hemen kalkıp aldım ve sıradan bir şarkı çalmaya başladı. Böylece ikinci teorime de ulaştım. Şimdi sırada bir Grado bulmak vardı.

    Herkesin sevdiği kulaklığa ve sese kimse karışamaz.



    4) Grado PS500 Tercih Nedeni

    Aslında şimdi yukarıda yazdıklarımla biraz çelişeceğim ancak bütçemi biraz toparlayabildiğimden ilk önceliğim mantıklı davranarak ikinci el Sennheiser HD650 ile bir amfi alıp onu kombine etmek oldu. Bunu da 1300 -1400 lira civarına hallederim diye düşündüm. Ancak o sırada dolar kuru çok fazla arttı ve bu durum ikinci el fiyatlarına da fazlaca yansıdı. Ve de arkadaşlar alınmayın ama forumda önceden kulaklıklara ya da amfilere daha güzel fiyatlar veriliyordu. Ben eski bir Sennheiser Hd 650’ye 800 - 900 lira küsür fiyat istendiğinde (ki bunu asla kişisel bir suçlama olarak değil , değişen trendlerin getirdiği bir sonuç olarak görüyorum) başka alternatifler aramak gerektiğini fark ettim. Sennheiser HD650’nin 550 liraya satıldığına çok eski yıllarda da olsa eminim.

    Neyse bu sayede ben de mecburen Türkiye ve yurtdışına yöneldim. Sıkılaşan gümrük kontrolleri, artan dolar derken ki nihayetinde Grado’ya da kafam uymuşken. 2013 yılında attığım bir mail ile aldığım cevabı paylaşayım.
    [​IMG]
    [​IMG]
    Üçüncü teorimize gelelim buradan da.

    Kaderin dedigi olur kaderinden asla kaçamazsın.

    Peki neden Grado’ya yöneldim? Kafamda SR325is modelinin uzun süre tolere edebileceğim versiyonunun beni keseceğini umuyordum. Araştırmaya başladığımda da Grado HF2 adlı kulaklığın Head-fi feedback’leri ile üretilen bir kulaklık olduğunu ve Grado’nun kabuklarını biraz kırarak , daha çok yönlü bir sese eriştiğini gördüm. Ancak sınırlı bir üretim olduğundan bulunması zordu. Grado da artık ürettiği kulaklıklarla “Ya sev ya terk et” kafa yapısından kurtulmak istiyordu. Bu yüzden de Grado PS500 – PS1000 kulaklıklarıyla daha “piyasa sesli” kulaklıklar ürettiler aslında. Ama artık yapmaları gereken de oydu.

    Bu sayede de PS1000’in amfi dac istemesinden dolayı PS500’de karar kıldım. En büyük nedeni 32 Ohm olmasıydı ve amfisiz kullanıma teoride izin vermesiydi. İnanın ses karakteri olarak biraz sürpriz olsun dedim , zaten Head-fi hepimizin bildiği bir yer. Grado severler vatan millet sakarya diyerek övdükçe övüyor. Halbüki kulaklığın sol ve sağında kulak tarafında iki tane anten var. Çekemeyen anten taksın demeye çalışıyorlar sanki. Bir de Made in USA sonuçta. Ben Grado marka kulaklıkların çoğu kişiye önerilmesine karşıyım. Eğer belli bir tarz müzik dinliyorsanız ya da müzikle ilgilenen biriyseniz arkadaşlar , Grado kulaklıklara pek bulaşmayın bence. Kritik dinleme kulaklığı bence RS1 hariç hiçbiri değil. Ama neden bu uzun incelemeyi yazdırdı oraya da geçeceğiz sıkı durun.


    Ama yoktu arkadaş Grado. Stoğa girince de 1300 liradan kaçırmadım. Aklınızda olsun arkadaşlar Elmasepeti’nde Ankara şubesinden alımlarda peşine yüzde 20 , kredi kartına yüzde 10 indirim var. Sitede belirtmesler de. Ve Elmasepeti’nin arkasında artık Gaziantep’li Naksan grubu var ( Royal Halı , Naksan Ambalaj ). O yüzden kurumsal olarak güvenebileceğiniz güçlü bir firma. Garanti süreci bittikten sonra da ürünün arkalarında olacaklarını iddia ediyorlar. Yani kulaklığı peşin 1040 liraya aldım.

    Ve hayatımda ilk defa bu kadar para dökmüşken bir ürüne dedim ki bakın ben kutuyu burada açacağım ve deneyeceğim , eğer ürün sorunluysa almam. Eyvallah dediler ve yüzde 0.5’lik bir ihtimal başıma geldi. Sol driver patlak geldi. Haluk Levent abimizin dediği gibi “En Güzel Aşk Zor Olanmış”. Hemen stok kontrolü yapıldı ve yarın gelin stokta kalan tek kulaklığı vereceğiz dediler. Ertesi gün sorunsuz aldım kulaklığı ve hemen kutudan çıkarıp yolda dinlemeye başladım. 3723 numaralı Grado PS500. Kulaklıkta ilk şarkımız gelsin:

    Alan Parsons Project - The Turn of a Friendly Card


    5) PS500 – PS500e Farkı

    Grado genel olarak kulaklıklarında kullandığı iletim kablosunu biraz daha geliştirdi ve asıl amaç daha kesin ve hızlı bir ses, daha temiz bir tepki , daha renksiz bir ses , daha pürüzsüz bir ses için Rodyum metal uygulaması , driver ve kaplama materyal dizilimi ve optimizasyonu , hatta yeni ve daha hafif yapıştırıcı kullandıklarını belirtiyorlar. Şimdi bunları okuyup çok gaza gelmeyelim deneyenlere göre E serisinin en anlaşılabilir farkı daha iyi bas tepkisi , o da sanırım daha kaliteli kablolamadan. Ama referans ve profesyonel seri Grado’larda ( PS serisi profesyonel , RS serisi referans ) sanıyoruz ki firma gizlese de driver değişti. Yani bence mümkün ki Grado bizimle maytap geçiyor arkadaşlar.

    O yüzden ben e serisi şu saatten sonra alınır mı diye sadece PS500 için değerlendireceğim, ben bu saatten sonra PS500 modeli için çok fiyat farkı yoksa e serisine yoğunlaşılması gerektiğini düşünüyorum. Bu da kulaklığın tek büyük eksikliğini çözmesi yüzünden.


    6) Malzeme Kalitesi

    Şimdi kulaklığı bölüm bölüm parça parça yakından inceleyelim. Yukarıdan aşağıya doğru.
    [​IMG]

    Taç : Deri kaplama ama orijinal deri değil bence ağır bir kokusu yok. Dikişleri çok sağlam. 6 ay geçti ve herhangi bir sorun yaratmadı. Üstelik kafayı da kaşındırmıyor.

    R-L Noktaları : Taç ile kulaklığı birleştiren eklem. Maalesef sert plastikten yapılmış. Açıkçası güven vermiyor. Bu seviye bir kulaklığa da yakışmıyor. Harflerin rengi de hafif silinmeye başladı. Bu eklemlerin arka yüzünde 3723 yazısı çizili bulunuyor. Plastiğe güzelce ve düzgünce çizerek yazmışlar.

    R-L İskelet Kemiği ve Anteni : Açıkçası tam materyalini bilemiyorum ama ağır metal değil bir alaşım. Ama çizilebilir bir yapısı yok. Yeterince esnemesi gereken bir bölüm çünkü kafada durunca tam 90 derecelik bir yapı sunmuyor. Kulaklığın yuvarlak kafalara uyması için esneme payı olması gereken bir materyal. Bu da hem R-L eklemine hem de bu kemiğe biraz direnç olarak dönüyor. Açıkçası pek güven vermiyor. Anten de üst sınırını belirliyor kulaklığın esnemesi için. Ama antene çok yüklenirsen YouTube’da bir elemanın yaptığı gibi kulaklık elinizde kalır o anten uçabilir çok güçlü bir harekette.

    Kulaklık Dış Yüzey : En kalite malzemenin kullanıldığı bölüm. Harfler işlenmiş bu sert ve ağır malzemenin üzerine. Hafif sim var içerisinde bu da biraz parlaklık katıyor. Ve bu malzemenin en büyük avantajı çatlamasının kırılmasının bence imkansız olması. Ama kulaklığın çekiciliğini de çok azaltıyor. Bu kulaklığım gerçekten tip olarak kimsenin dikkatini çekmedi. Retro desen değil, modern desen değil. Bizim için önemli olan kısmı da kafada ağırlık payını arttırması maalesef.

    Kulaklık İç Yüzey: Özel bir ağaçla kaplamamışlar driverı , ama bir ağaç ile kaplanmış. Driverı kapatan kısım bu. Kübalı ablalarımız dış yüzey ile iç yüzeyin arasına driverı sıkıştırıyor ve işin çoğunu tamamlıyor. 3723 iki taraftaki ağaca da tükenmez ile yazılı. Kulaklık yastığını çıkarınca görülüyor. Tabii ki kalite ve Grado imzası.

    Kulaklık yastıkları : Grado’nun L Cush dediği kulaklık yastıkları bunlar. L’nin açılımı Large olsa gerek yani geniş. Bir de G Cush var o da Giant yani kocaman yastıklar. G Cush daha ileri modellerde kullanılan yastıklar ve sahneyi daha pozitif etkiliyor. Aynı zamanda G Cush’lar diğer Grado modellerine de uyuyor. 100 liraya alınıp L Cush yerine kullanılabilir. Malzeme kalitesi ise orta seviye, kesinlikle rahat değil ama göçecek kadar yumuşak da değil. Yoğun bir yapıda ve sesi yutmaktan çok yansıtmakta başarılı diye düşünüyorum. Zaten yapısı da açılı, hacim kulağa yaklaştıkça artıyor.

    Kablo: Bildiğimiz fiş kalınlığında , tek tarafından ikiye ayrılan , ucuz kablolama. Kablonun dış kaplaması ile tellerin arasında boşluk var ve kablo büküldüğünde bu belli oluyor. Aynı zamanda kablolar da kulaklığa yapışık. Yeniden kablolamak için kulaklığı dağıtmak lazım anlayacağınız. Hoş Grado için kablolamanın çok verimli olacağını düşünemiyorum. Çünkü zaten ses olarak kulaklık çok farklı alemlerde geziniyor. O yüzden pek ellememek lazım.

    Sürücü : Sürücü yani driver çapı 4 santim , 98 desibel hassasiyeti ve 32 ohm empedansı var. Bu bakımdan fiyat segmentinde çok tercih edilebilir bir ürün olduğunu düşünüyorum. Zira bir Beyer 32’lik gibi kısıtlı bir 32 Ohm değil bu. Ben kulaklıkla amfi kullanmıyorum arkadaşlar gerek de duymadım. Ses yeterince dinamik , ama amfi de denediğimde gördüm ki hayır da demez amfiye bu sürücü.

    Şöyle bir baktığınızda sürücüde özel bir şey göremedim dıştan. Gerçekten incecik ve kesin ucuz bir materyal. Hatta can sıkıcı bir nokta var , sanırım özel sebeplerden dolayı driver pek de yapışık değil , arada seste titremeler oluyor ancak şöyle bir düzeltince kulaklığı ses düzeliyor. Her iki tarafta da. Ancak bu bir sorun değil , tüm kullanıcılıar bu durumun böyle olduğunu belirtiyor. Küçük bir parmak vuruşu ile kulaklığın sol ya da sağ tarafına doğru bu durum çözülüyor.

    Sonuç : Ya beklentiyi tamamiyle karşılıyor, ya da hiç karşılamıyor parçalar. Ergonomik olarak kafada rahatlık olarak beklenen rahatlığı ve kafada unutma hissini vermiyor. Elimizde kalma olasılığı azımsanabilir değil. 5 üzerinden ancak 2 puanı hak ediyor bence Grado. Önemli bir puan kırılma sebebi de albenisi olmaması kulaklığın. Kendi düşüncem ama o. Sizce albenisi varsa 2.5 olsun.

    Güven veriyor mu, vermiyor. Ancak ben kulaklığı hem evde hem dışarıda kullanıyorum çevirici ile. Ve elektronik aletlerimi de pek özenli kullanmam. Ancak canımı sıkan bir durum daha yaşamadım. Kulaklık bana dayanabildiği için bu 6 aylık süreçte sağlam diyebilirim. Görünürde de hiçbir çiziği vuruğu yok.

    7) Ses frekans grafik analizi
    [​IMG]

    Burada seçtiğim 4 kulaklık ve adım adım inceleyelim:


    Bas tepkisi : Görünen o ki , He-500 ve HD650’den düşük , SR325’ten büyük. Doğru yaklaşım.

    Alt Midler : Bahis edilen üç kulaklıktan da tepkisi yüksek PS500’ün mid basa. Bir noktaya parmak basacak burası önemli.

    Orta Midler : Daha alçak frekanslarda daha etkiliyken , daha yüksek frekanslarda mid tepkisi ciddi derecede düşüyor. Üst seviye bir kulaklık için en kötü düşüş durumu gördüğünüz gibi PS500’de. Aslında hoşa giden bir durum değil. Etkilerini tartışacağız.

    Üst Midler : İşte burada PS500 üste çıkamıyor. Ama fark ettiyseniz 325is de çok yukarıda. Genlik olarak eksilerde. SR 325is ‘in neden tahammül edilemeyecek bir kulaklık olduğu buradan belli. Hatalarını düzeltmişler ama o kadar fazla olmuş ki bu düzenleme yine eksik kalmış baya bir şey. Grafikte yok ama PS1000’de bu yüksek mid problemini de optimize etmişler ve HD650 ile HE 500’e yaklaştırmışlar.

    Tizler : Miktar olarak hepsinden aşağıda görülüyor , ama pek öyle hissedilmiyor. Ama bunun yine bir yararı var dinleyiciyi yormama.

    Sonuç : Grado nicel verilere göre aslında karakteri en bozuk kulaklıkları yapmış. Dolayısıyla bence müzikal açıdan , aslında bu 4 kulaklık arasında diğer Grado modelini de geçerek en uygunsuz ayıplı kulaklık kendisi. Çünkü her ortama uyuyor belli bir karakteri yok. Peki bu her ortama uyma sesi olumlu mu olumsuz mu etkiliyor? Bunu aşağıdaki bölümde tartışalım.

    Diğer bir sonuç da HD650 ve HE500 gerçekten seçilmesi daha doğru tercih olan , paralarının hakkını daha çok veren kulaklıklar. Ama ya kaşıntı? ( 16. Bölüm )



    8) Professional Headphone . Emin misiniz ? Son kararınız mı?


    Buraya kadar yazdıklarıma göre ilk düşündüğümde benim bu soruya cevabım hayır profesyonel değil olacaktı. Ama yoğun dinlemeler sonucunda aldığım karar , evet profesyonel kulaklık oldu. Ama kesinlikle bir referans kulaklık değil.


    Neden profesyonel bir kulaklık ona gelelim. Ve klasik frekans tablosu tüm gerçekleri ifade etmiyor aforizması ile devam edelim. Bir kere kullanılan ses sürücüsü ayrı bir üretim olayı. Sürücünun kulağa mesafesi sesi etkiliyor. Kulaklığın açık kapalı olması sesi etkiliyor. İnanın o dış mazgalında kullanılan materyal ve şekli bile sesi etkiliyor. Bu kadar çok değişken varken kulaklığın motoru yani sürücüsü çok önemli. Burada ar-ge ve mühendislik becerisi var ve en önemlisi tecrübe var. Teknik olarak konuşmam zor çünkü mühendis değilim ama bu kulaklığın driver’ı inanın ancak bir bozuk para kadar kalın ve kafada düşündüğümüzde driver hem arka tarafta hem ön tarafta , boşlukta durur gibi kafada duruyor. Bu bile belki bir çok şeyi etkilemekte.


    Cevabımın evet olmasının sebebi tüketiciye cevap olarak üretilen bir kulaklık olması. Objektif bir Grado PS500 dinleyicisi sesin flat olmadığını ve detay açısından dengesiz işler yaptığının farkındadır. Ama neden profesyonel, ses rengi olarak yukarıda kastettiğim üç kulaklıktan önde olduğunu düşünüyorum. Doğru bir ses ile iyi bir ses arasında çok fark var. İşin trajik tarafı da , doğru ses bazı kullanıcıları bir yerden sonra daraltıyor. Bunlardan biri de benim.

    Profesyonel kelimesinin sözlük anlamına İngilizce olarak bakalım :

    “relating to a job that requires special education, training, or skill”


    Türkçe’ye çevirince anlam olarak , özel eğitim çalışma ve yetenek gerektiren bir şey ile alakalı diyor. İşte bu yüzden kelime anlamı olarak da “profesyonel” sıfatını hak ediyor. Çünkü bu kulaklık köken olarak, Grado’nun en son seri kulaklığı ve belli bir amaca hizmet etmek için üretildi. Bu da Grado sesine daha çok kişinin daha rahat ayak uydurabilmesi.


    9) Grado PS500 – Baskın Özellikleri


    Sıra fasulyanin faydalarına geldi artık. Bu bölümden çıkarılabilecek ana sonuç üst seviye bir kulaklık kullanmadıysanız nasıl bir aydınlanma yaşayacağınıza örnek olabilir.


    Önemli : Bu kısımdaki izlenimler üzerinde en az 400 saati olan bir Grado içindir. Burn-in baya fark edilmektedir ve en az 150 saat kulaklık adım adım pişti.


    Kulaklığı taktığımızda ilk sizin yüzünüze vuran şey temiz bir oda ve sesin biçimlendiği mekan bu oda. Ses çok temiz arkadaş. Ama bu temizlik doğuştan armatürün verdiği gibi temiz sıfır bir oda gibi değil. Aksine elimizde en iyi temizlik malzemeleri var , ama odamız da bir 10 yıldır kullanımda. Bu malzemelerle de düzenli temizliyoruz. Yani sesin o dokusunda da altında yatan o yıllanmışlık , o az rafinelik durumu mevcut.


    Bunun yanında ilk üst seviye karakter gözüküyor. Nasıl bilgisayarda işlemciler artık tek çekirdek iki çekirdek ise , işte bir üst seviye kulaklık burada bir fark yaratıyor. Daha önce sadece HE-5’te yakaladığım bu his. Sesin tek bir fırında oluşması değil , iki ya da üç fırından birden çıkıp ayrı ayrı oluşturulması ve sunulması. Bir fırın pasta yaparken , öbüründen ekmek çıkıyor , diğer bir fırından da pide çıkıyor. Aynı bu şekilde baslar ve tizler yoğunluk olarak daha az hissedilirken , midlerde karakter olarak çok daha hafif bir yoğunluk var.

    Amfisiz dinlemede , kabaca bu frekans yoğunluğunu 100 fasulyeye bölersek aşağıdaki şekilde dağıtırım.

    Bas - 28
    Mid – 40
    Tiz - 32

    Sırada ise ses mesafesi var. Ses çok yakın çok. Fazla yakın hatta. Iem kullanan kimse bu karakteri yadırgamaz , alışmak için çok zaman harcamazsınız. Tercih ettiğimiz ve istediğimiz bir şey değil. Sahne beklentisi olan birini hayal kırıklığına uğratır. Ama sahnenin de kulaklığın genişliği ile çok alakası var. Ve yuvarlak stilli bu kulaklık maalesef yeterince derin değil.

    Ardından pozitif bir nokta sizi yakalıyor ancak. Mono Stereo ayrımı. Ses sağ kanalda ve sol kanalda çok farklı bir şekilde biçimleniyor. Ses yeterince ayrık. Fırınların bulunduğu yer tek bir blokta değil , sağ ve sol olarak iki ayrı blokta.

    Ve bunların ardından en son ve gerçekten kalite başardığı kısım geliyor. İnsan sesleri olabilecek en gerçekçi formda. Bir insan sesinin nasıl güzel olabileceğini , nasıl çatallı olabileceğini , nasıl güçlü olduğunda hacimli olabildiğini ve nasıl dağı taşı delebilecek bir ses olabileceğini bu kulaklık ile çok iyi anlayabilirsiniz. Mesela şu anda meşhur olan Sia adlı şarkıcı gerçekten inanılmaz bir ses arkadaşlar. Sezen Aksu da bu kulaklıkla kendini ayırt eden bir ses örneğin. İşte o sesteki temizlikte bunu etkiliyor ve yapay bir vokal yerine, güzel işlenmiş bir vokal duyuyoruz.

    Özet olarak ses karakteri bu şekilde özetlenebilir. Bir nevi ilk izlenim olarak böyle. Şimdi sonraki bölümde işi biraz daha detaylandıralım.


    10) Bas – Mid – Tiz – Sahne – Hız - Çözünürlük – Enstrüman Ayrımı – Sahne – Ses Rengi – Sıcaklık


    Bu bölümde aşağıdaki kriterler kalite kıstasıyla incelenecektir.

    Bas : Güzel. Ama kaliteli değil. Yani bazen kulağıma o kadar dağınık geliyor ki, bir geride kalmalar bir yorgun. Eleştirel dinlemede üst seviye olduğunu düşünmüyorum. Açık bir şekilde detaylı değil ve ayrımı iyi değil. Yani daha alt frekanslardaki baslar biraz da açık yapılı olmasından dolayı sarmıyor kullanıcıyı. Bu anlamda kapalı kulaklıklarda rap müzik ve son zamanlarda yaygın olan bass frekansları arttırılmış Şahin stayla şarkılarda iş yapmıyor kulaklık, net. Enstrümanlarda da bu durum daha çok belli oluyor. İşte sadece bu noktada kulaklığın amfiye ihtiyacı var diyebilirim. Bassların bir kılıfa girmesi , bir standarta ulaşması lazım. Ancak yok. Bu arada bu bas konusu baya subjektif olabilir , zira çoğu arkadaşım kulaklığın basslarından çok memnun. Ben değilim. Ama büyük fark şu. TAHAMMÜL EDİLEBİLMESİ. Büyük harflerle yazdım çünkü işte biraz fiyat artınca kulaklıkta bazı eksiklikler daha tahammül edilebilir oluyor ve kullanıcı müzik dinlerken suratını astırmıyor.

    Mid : Klasik bir soru vardır. Mesela yüksek seste müzik dinlememek için ne yapmak gerekir? Daha iyi bir kulaklık kullanmak buna verilecek bir cevap. Çünkü bu kulaklık sesi dolu dolu veriyor. Ses kullanıcıyı sarıyor. Sesin bir kütlesi var bir doluluğu var. Ve de sahneyi dolduran asıl etken bu kulaklıkta bas değil mid sesler. Yani önce sahneyi genişleme bir bas sarmıyor. Ana kalıbımız midler ve baslar sadece midlerin bir tık gerisinden hissediliyor. Kalite olarak da iyi diyeceğim mid sesler için. Çok iyi demek için biraz daha istikrarlı bir tepki vermesi gerektiğini düşünüyorum, ancak frekans grafiğinde görüldüğü gibi vokaller domine ediyor mid sesleri ve hemen arkasındaki enstrümanlar geride gelişine yayılıyor. Belli bir pozisyon ve düzeni yok. Kalite olarak iyi.

    Ama özellikle gitarlarda hafif bir pus var seste. Grafikte gördüğümüz mid-tiz sırasındaki düşüş bazı daha kalın seslerde gereksiz incelmeye yol açmakta bu yüzden. Şiddet olarak yüksek midler biraz yapay bir etki yaratıyor ve sesi daha komple bize yansıtıyor.

    Tiz : Tizler bu kulaklıkta çok kontrollü. Şöyle ki bu fazla kontrol sayesinde biraz roll – off hissediliyor ama işte yine tahammül edilebilecek bir seviyede. Gerçekten bu tahammül edilebilmesi zaten bu kulaklıkları özel kılıyor. Ve de tizlerin miktar olarak midlerden altta olması , kulaklığın genel sesini biraz kurutsa da, uzun süreli dinlemelerde çok büyük avantaj sağlıyor. Tizleri mükemmel bir kulaklık da ( HE-5 ) 1 saat sonra iyi amfi ve ses kartı ile bile kafa ıslatıyor.

    Sahne : Sahne sıkıntısına yukarılarda da biraz değindim. O kadar dar ki aslında zaten kulak ile arasında 1 santim var ya da yok bunun çok etkisi var. Yatay olarak bence geniş ama çok da geniş değil. Pek de allandırıp pullandırmaya gerek yok.

    Hız : Hızı tanımlarken kendimce şöyle bir kıstasım var. Ses ne kadar çok kulağa işlenmiş gelirse , alıştığımdan değişik gelirse bana biraz daha hızlı geliyor. Armatürler mesela daha hızlı. Ama dinamik sürücüler daha yavaş oluyor. Hızın yavaş olmasının avantajı şu müzikteki boşluklar azalıyor ve ses daha dolu geliyor. Dolayısıyla hız açısından biraz yavaş olan Grado sürücü kalitesi sayesinde bunu avantaja çevirmekte. Hızın yavaşlığı her zaman kötü değil.

    Çözünürlük : İşte bahsettiğim o daha temiz oda durumu. Bir önceki kulaklıklarım şimdi dinlediğimde daha pis geliyor. Sesi daha iyi çözmesi vokallerde çok daha belirginleşiyor , bunun yanında müzik daha samimi geliyor kulağa. Daha yanımızda çalıyor gibi yani bizden daha uzak değil ses daha yakın.

    Enstrüman Ayrımı : Enstrüman vurgusu inanılmaz. Çalınan alet net bir şekilde duyuluyor arka planda olsa da. Ve aralarında her zaman bir mesafe var. A ve B eğer farklı sesler ise kesinlikle çorba olmuyor, belki pozisyon olarak bir yere yerleştiremiyorsunuz ama hep orada olduklarını anlıyorsunuz.

    Ses Rengi : Ilık bir İlkbahar günü. Hava biraz nemli ama yağmur yağmayacak. Yürüseniz terlemezsiniz ama temponuz artarsa eğer hafif terlemeye başlarsınız. İşte bu kulaklığın sıcaklığı bu arkadaşlar. Bence en güzel sıcaklık. O kadar sıcak ki işte bu yüzden her dinleyen kulağa ilk taktığında bu hava yüzünden ne güzel kulaklık bu diyor. Tabii ücretini söylemiyorum.

    Bunun sebebini de araştırdım buldum. 200 Hz frekansındaki mavi ile görülen kambur. Flat sesten uzaklaşmak burada işe yaradı kesinlikle. Sıcak da değil soğuk da. Tam arasında. Bunun tehlikesini de gördüğümüz yer çok rahat her şarkıda zevk vermesi. Bunu en son bölümde örneklendireceğim.

    11) Tek tek enstrümanlardaki performansı


    Bu bölüm örnek şarkılardaki tepkileriyle belirtilmiştir.



    12) Beslenebilirlik


    Kulaklık çok rahat beslenmekte arkadaşlar. Bu öyle bir rahatlık ki aslına bakarsanız , bu yüksek kalitede sese arada başka bir alet olmadan direk bilgisayar, telefon , mp3 çalar ile verimli bir kullanım. İnanın hele yaşadığınız alan küçük ise amfiyi dacı elinizde olsa da kullanmak istemezsiniz. Şahsen kulaklığı aldıktan sonra amfi ve dac da alırım diye düşünüyordum ama gerek duymadım. Hatta olsa kullanmam biliyorum çünkü yatarak müzik dinliyorum çoğunlukla ve o ikisi için bir masa özel bir alan gerekecek. Bu alanım şu anda yok ama eksikliğini de hissetmiyorum.


    Ama şu da var. Eski nesil mp3 çalarlar , Sansa Clip gibi , bu kulaklığı besleyemiyor. Daha doğrusu ses yüksekliği olarak besliyor ancak ses kesin ve keskin gelmiyor kulağa. Ben şu anda sadece bilgisayarıma bağlayarak kullanıyorum çünkü dahili amfisi daha güçlü. Ama örneğin kardeşimin bilgisayarı ve Zune Hd mp3 çaları da ancak yüzde 75 besleyebiliyor. Sansa Clip için yüzde 70 diyebilirim. Benim Asus dizüstü bilgisayarım için de yüzde 80 diyebilirim. Ucundan kurtarıyor yani. Bence bu yüzdesel değerler bu seviye bir kulaklık için başarılı ve ilk tercih sebeplerinden biri yapıyor.


    Peki ya amfi alsam? Büyük ihtimal hayal kırıklığına uğrarım. Çünkü bu Grado sesi zaten çok çalkantıda bir ses , amfi almadan önce denemem gerekli ve farklı amfileri denemek de bildiğiniz gibi çok zor. Grado da çoğu kullanıcının yanlış amfi seçimi yüzünden mimlenmiş durumda. O yüzden şimdilik böyle idare ediyorum.


    13) Kaynağa ve farklı kalitelerdeki ses dosyalarına tepkisi


    Kulaklığın kaynak durumundan yukarıda bahsettim. Bu yüzden kaliteli ses dosyasına tepkisinden bahsedeceğim. Pek bir fark yaratmıyor. Kayıt iyiyse düşük bitratelerde bile başarılı. Kayıt kötü ise FLAC bile olsa başarısız. Ve şunu da belirteyim bu kadar üst seviye bir kulaklığın 128 Kb ile 320 Kb hatta Flac dosyalar arasında kayıt iyiyse çok küçük farklar var. Yani şuna geliyorum bu yüzden çok kişi hayal kırıklığına uğrar bu kulaklıkta. Ben çoğunlukla müziğimi ilk defa internetten dinliyorum.



    14) Örnek şarkılarla verimi ve beklentileri karşılama oranı


    The Black Keys – Thickfreakness : Gitar sesi o kadar pis ve tahammül edilemez ki arkadaşlar. The Black Keys’in bu albümü ve bu şarkısı hiç çekilmiyor. Tizlerde roll-off inanılmaz fazla. Detay desen yok gerçi karışık bir parça değil. Davul kafasına kafasına vurmuyor kullanıcının. Gerçekten bu kulaklıkla bu şarkıyı dinlerseniz 5 lira vermem dersiniz. Ses titriyor kulaklık bozuk imajı veriyor çünkü. O övdüğüm vokaller bas gitarın gerisinde kalıyor ve anlaşılmıyor. Davul yerine sanki çöp kutusuna vuruyor Patrick Carney. Zaten sahne yok gibi.

    Bu albümü ve şarkıyı geçen ay İstanbul’da bir ev müzik sisteminde 2 tane büyük kolonda dinledim ve dinlediğim şarkının aynı olduğuna şaşırdım. The Black Keys’in pis tonajı gerçekten Grado’ya hiç gitmiyor. Sololar hiç bir etki yaratmıyor. İşte işin ilginçliği burada , Grado deyince başarır sanıyorsunuz rock tarzında ama işte burada başaramadı.

    ( Not : El Camino albümündeki şarkılara böyle düşük bir puan vermem ama çok da yukarı çıkmaz. Bu albümün kafa yapısı çok farklı , Grado ile hiç uyuşmadı. )

    10 üzerinden net bir şekilde 0.5 puan veriyorum.


    Oi Va Voi – Refugee : Bu 3 buçuk şarkıyı bilmeyen arkadaşlar kesin dinlesin. Çok yavaş başlar , ortalarda hafif hızlanır ve sonda ise cümbüş kopar. İlk defa şehirler arası bir yolculukta dinledim ve aşık oldum şarkıya tam bir yol şarkısıdır. Ve içerdiği spesifik enstrümanlar yüzünden güzel bir test şarkısı olduğuna düşünüyorum

    Şarkıya bayan vokal çok güzel giriyor. Ardından 2 ses giriyor. Gitar ve marakas. Sonra arkadan bir bas tonu ve hafif ziller. Üzerine bine bine gidiyor kemanla ve duduk ile. Şarkının sonuna doğru 7 8 farklı ses var. Güzel olan şey gerçekten ayrı ayrı her bu enstrümanı seçebilmek. Genelde daha düşük seviye kulaklıklarda bunlardan biri ikisi baskın çıkar. Ancak şarkının vurucu olan son kısımı, bu sahne darlığı ve kemanın tonunun kulaklık yüzünden daha az baskın olması yüzünden şahane bitmiyor, ama şahane başladığını da söylemem gerekir.

    Dolayısıyla şarkıyı 3 bölüme ayırınca ilk bölüme net 10, ikinci bölüme 8 , son bölüme 6 veriyorum ve bu yüzden 8 puan alıyor.

    Stromae – Papaoutai : Haydi biraz hareketlenelim. Bakalım Grado ile hareketlenebilecek miyiz? Şarkı basit piyano notaları ile başlıyor. Önemle belirtiyorum objektif olmak için klibi izlemedim yoksa direk 2 puan üste koymam gerekebilirdi. Stromae vokale girince notalar komplikeleşmeye başlıyor ama hiçbirini kaçırmıyoruz. Notaların parlaklığı güzel , biraz sıcak ama sivri değil. Derken nakarat başlıyor. Utee utee diye manisini mırıldanırken abimiz maalesef sıkı sıkı olması gereken baslar, en düşük bas frekansındaki etkisizlik yüzünden o kadar da etki yaratmıyor. Ama midlere yaklaştıkça fena değil. Yani bir Beats bası değil. Öyle olsa bu şarkıya daha iyi gider sanki. Ama arkada elektro gitar şahane , vokale çok karışmadan biraz üzerinde perde olsa da (maalesef gitar sesleri genelde hafif perdeli).

    Ancak en son nakarata girmeden önce çocuğun klipte babasıyla dans ötmeden eliyle konuşma yaptığı kısımda kulaklık gerçekten iyi iş başarıyor. Gitar tek başına burada çok güzel ve hemen o bas giren kısım gitarla çok güzel birleşiyor. Tam bahsettiğim bölüm şarkının 2.40 noktası. Stromae abimiz anlaşılabilir şekilde söylüyor şarkıyı kayıtta vokal baya temiz.

    10 üzerinden 5 buçuk.

    Ünlü – Estarabim

    Arkadaşlar Ünlü grubunu bilmeyenler için söyleyeyim. İnanılmaz Alman bir gitarist ve baterist , Türk vokal ve klavye. 90’larda aktif olan bir rock grubu. Cover müzikal açıdan inanılmaz özellikle gitar riffleri çok sağlam.

    Şarkıya baterist Alman abizim farklı bir kaç davula vurarak başlıyor ve sonra klasik ritmini tutturuyor bateri üzerinde. Net bir şekilde tizler kulağa çok kısa geliyor. Hatta tizler eksik. Ama davul sesleri çok başarılı. O kadar iyi ki kafa sallamaya hemen başlamak mümkün. Gitara ilk vuruş bir reverb efekti ile ve güzel uzuyor ancak nota uzadıkça kalınlaşması pek hissedilmiyor. Ama bütün olarak ton çok iyi hissediliyor. Şarkıya vokal girdikten sonra gitar karanlık bir hava veriyor şarkıya bu cover’da. Ve sanki bir metal şarkısı dinler gibi oluyoruz. Özellikle karanlık bir ortamda dinlenince hemen kafasını yaşıyorsunuz şarkının. Bunu da hissetmemizi sağlayan yatay sahnelemedeki başarı ve gitar tonunun güzel yansıtılması.

    İşin kötüsü vokalin yetersizliğini de bu kulaklık gözümüze vuruyor. “A um A um” derken hele o Erkin Koray’ın samimiyetini vermiyor. Bu arada değinmeden edemeyeceğim Erkin Koray manyak bir herif arkadaşlar hala deli gibi sahnesi var adamın.

    Neyse 2.00 ile 2.15 arası kısa bir solo var. Bu sefer ziller iyi geliyor kulağa. Bunun sebebini araştırırken emin değilim ama şöyle bir sonuca vardım. Zilin tepesine vurunca daha sert ve daha kısa bir ses alıyoruz. Zilin köşesine vurunca da ses daha uzuyor ama daha dağınık. Mesela jazz eserlerinde zilin daha ortaları yerine aşağısına doğru vuruyor ve o yankıyı pek yaratmıyor. Yani derli toplu zillerde kulaklık iyi ancak şarkının başındaki gibi ritmli vuruşlarda pek yeteri kadar uzamıyor. Buna rağmen şunu da belirteyim hiç bir şekilde bu vuruşlar kulağı yormuyor.

    Bu kulaklıkta ilk beğendiğim şarkı olarak kesinlikle 7’yi hak ediyor bu şarkı.
    Telif Hakkı :(
    Barış Manço – Ne Ola Yar Ola

    Şimdi geldik nadide bir esere. Şarkının orijinal versiyonu bir Fransız şarkısı ama Barış Manço bu şarkıyı inanılmaz coverlamış. Şarkıda çeşitli efektler var , saf enstrüman kullanımı olan bir şarkı değil. Bu eski şarkıda bile mono stereo ayrımı inanılmaz. 1.15’ten sonra sağ tarafta net bir biçimde teremin adlı alete benzer sesi duyarken sol taraf ise davul seslerine devam etmekte. Şarkıda rüzgar efektleri mi dersin, akustik gitar mı dersin ne ararsan var. Ve şarkıda yine karanlık ve mistik bir hava var.

    İşte kulaklık burada ayrılıyor arkadaşlar. Bu havayı hissettirmek. O rüzgarı o kuru rüzgarı iliğimizde hissetmek. O ses rengindeki ılıklık ve rahatlık bunu başarıyor.

    Şarkıyı bilenler bilir şarkının en can alıcı noktası yan flütün girdiği yerdir. İki farklı yerde girer ve insanı alıp götürüyor. Ton olarak o sivri inceliği veremiyor ama sesteki o kütle ve uzayan notalardaki başarı bizi uzak diyarlara havale ediyor.

    Ekstra hassas bir kulaklık olmaması kulaklığın burada işimize yarıyor. Kayıt kötü değilse düşük bitratelerde performans iyi.

    10 üzerinden 8 buçuk.
    Telif Hakkı :(
    Yellow Claw – DJ Turn It Up

    Aranızda kesin Trap tarzı müzik dinleyen arkadaşlar vardır. Ben de Grado kulaklıkla yoğun olarak Trap dinliyorum. Ve Hollanda’da asit kafasıyla giden bu müzik tarzı bence maalesef çok iyi. Ben müzikte mühendisliğe de şahsen önem veriyorum o yüzden Dubstep tarzı da hoşuma gitmekte.

    Şarkıyı çoğu arkadaşın garipseyeceği bir tarzda ama dinlemeyen arkadaşlara bir şans vermelerini tavsiye ederim. Vokalde elektronik olarak iyileştirilmiş bir erkek sesi var. Gerçek enstrüman kullanımı yok şarkıda. Müzik laboratuvarında oluşturulmuş bir şarkı. DJ Turn it Up diye emir vererek diyor ki abimiz bası aç bası daha ortalığı patlatacağız çok işimiz var. Yani yeni moda olan “twerking” için has bir şarkı.

    Burada karşılaştığım ilk sonuç şu. Yazılımla üretilen bas kalite olarak enstrüman basından daha iyi. Hele ritmin hızlandığı noktalarda mid genişliği üst seviye olduğundan sesler de sabit bir ritmde gittiğinden karışma da yok bolluk da fevkalade. Ancak bu tarz müziklerde sesi de sona dayamak lazım kafada. İşte sesi açtığımızda hüsran başlıyor maalesef. Mid – tiz arası olan üst midler birbirini sivriltiyor ve inceltiyor. Basslar da bu inceliğe kalınlığı arttırarak karşılık veremiyor. Ses gitgide mid frekanslara doğru daralıyor.

    Yine de 6 puanı var sesin 10 üzerinden. Bu kulaklıkla Trap Dubstep Techno dinlenir. Calvin Harris, Skrillex, Knife Party akar. Ses derin çünkü.

    Hozier – Take me To Church

    Bu ara favori şarkım. Klibini de burada paylaşsak ve konu açsak inanın tartışmaktan ortalık birbirine girer şarkıda değişik mesajlar var klipte de öyle.

    Şarkıda ilahi havası da var ancak bir yandan da bir Elton John şarkısı gibi. Baskın bir piyano ve vokal, onlara eşlik eden bir gitar ve davul. Erkek vokal kafamıza işliyor şarkıyı sesi biraz uzaktan gelse de. Amen amen sesleri. Ona nakaratta kadın vokallerin koro havası veren uuu , aaa , ooo tonları yine net ama işte normalde biraz arkadan gelmesi lazım iyi ve ideal bir sahnede. Burada sanki vokalle beraber söylüyorlar şarkıyı. Nakarattaki bas gitar vuruşları da problemli, başlangıcı belli bitişi belli ama ortası yok 1 saniye bir kayıp var.

    Performans çok daha iyi olabilir , 10 üzerinden 4 buçuk.



    15) Tercih edilmeli mi edilmemeli mi neden? Klasman olarak tam olarak nerede?

    Yukarıdaki puanlara baktığımızda net bir şey var ki bu kulaklığın ses kalitesi kesinlikle en üst seviye değil. Notlamada da olabildiğince objektif olmaya çalıştım. Birçok kullanıcının kesin tercih etmemesi gereken bir kulaklık olduğunda hem fikir olmalıyız. Fiyatı çok yüksek ve bazı tarzlara giden bir yapısı yok. Mesela rap müzik bunlardan biri. Ama incelemenin ilk üç bölümünü de laf olsun diye yazmadım arkadaşlar.


    Kulaklık yolculuğu benim için çok uzun süre önce başladı ve bazı çok yanlış sevdaların peşinden koştum J Bu yüzden aslında hata yapa yapa öğrendim. Bu forumda bu kadar az Grado kullanıcısı olması gerçekten doğal. Ama aradığını bilen bir kullanıcı için de Grado bazen tek çözüm olabiliyor.


    Hayatımda ilk defa bu kulaklıkta her şarkıyı dinleyebiliyorum. Ses pek doğru değil ama sesin havası çok acayip arkadaşlar. İnanın iyi prodükte edilmiş her şarkıyı dinlersiniz bu kulaklıkta. O yüzden denettiğim herkes ilk defa bir kulaklığımı beğendi. Bu kulaklıkta gerçek bir şey var dediler.


    Ses ile ilgili sona sakladığım bir özellik şu. Hani bildiğimiz bir çok EQ modu vardır ya. Bunlardan bir tanesi de “live performance” yani canlı performans modudur. Kulaklığın sesi herhangi bir EQ ayarı yapmadan bile EQ ayarı yapılmış gibi geliyor kulağa. O yüzden ben her şarkıda kendimi sanatçının yanı başında hissedebiliyorum. Bu yüzden her şarkı dinlenilebilir oluyor birden. Kafamı yormadan müziğimi dinlemiyorum.


    Bir de eriştiğim müzik doygunluğundan söz edeceğim. Müziği bu kulaklığı aldığımdan beri bir ihtiyaç olarak değil bir zevk olarak gördüğümde sadece istediğim zaman kulaklığı takıyorum. İlla kendimi bu kulaklığı kullanmak zorunda hissetmiyorum. Bazen 20 liralık Sony kulakiçi kulaklığı da taşınabilirliği yüzünden ve izolasyonu yüzünden tercih ediyorum. Ve Grado PS500 bana “tahammül etmeyi” öğrettiği için, bu kulaklığa da tahammül edebiliyorum.


    16) Kaşıntıya yol açar mı?


    Burada bahsettiğim kaşıntı çoğumuzun muzdarip olduğu , yeni şeyler deneyeyim ve kullanayım. Bu yüzden bu aleti 2 ay kullanırım sonra satarım yerine başka bir alet alırım mantığı. Kulaklığı aldığımdan beri bir an satmayı düşünmedim. Şu anda öyle bir kafa yapısındayım ki gerçekten merak kavramı hayatımdan çıktı. Yeni çıkan modellerin yorumlarını okuyorum ama bende bir heyecan yaratmıyor. Bu biraz hayat arkadaşını bulmak gibi. Belki de benim sürekli bu kulaklık ve sistem değiştirmelerim ve al satlarım beni genç yaşımda baya yordu. Hoş biraz da hayat felsefesi ile ilgili bir durum, bazen ruhumuz doymuyor ve ihtiyacımızdan fazlasını arıyoruz ve istiyoruz. Bazen de tek bir şey için bazı önemli eksikliklerimiz olsa da yaşamımıza devam ediyoruz. Mesela ben bilgisayarım olmadığı bir dönemde aldım kulaklığımı.

    Ancak Warren Buffett’in şu beğendiğim lafı çok şeyi değiştirdi. Bu da teori 4 olsun :

    "Eğer ihtiyacın olmayan şeyleri satın alırsan, bir gün ihtiyacın olanları satmak zorunda kalırsın."


    Böyle düşündükçe de kafamda bir doygunluğa ulaştım şu anda halimden memnunum.


    Bu kulaklığı bu kadar yermeme rağmen almak olmayan isterse söyleyeyim, çok araştırın. Ben 2 3 inceleme okudum. Siz Head-fi’de bulunan 500 600 sayfalık Grado konularını okuyun ona göre karar verin. Yoksa kaşıntı tutar haftasında satışa koyarsınız kulaklığınızı.


    17) Son söz.


    Bu kulaklık göze hitap etmiyor. Ancak bence kulağı da pas geçip bir şekilde kalbe hitap ediyor. Bunu nasıl yapıyor işte bunu merak ettiğimden bu 6500 kelimeyi yazdım ancak bir sonuca hala varamadım. Ama ben bunun bir dürüstlük belirtisi olduğunu düşünüyorum çünkü ses kısmını daha da detaylı açıklamak isterken, gördüm ki bazı ses mühendisleri bile bu ses terimlerinin sözlü anlamda pek bir şey ifade edemeyeceğini ancak denenmesi gerektiğini söylüyorlar.


    Bu yüzden Ankara’da yüz yüze görüşmek isteyen herkese kulaklığı denetebileceğimi belirtmek isterim. Ancak Pepsi Cola’yı çok severim bir kutu ısmarlarsanız hayır demem. Çünkü bazen sözler havada kalıyor. Bir de kulaklığı aldıktan uzun süre geçtikten sonra inceleme yapmak daha kolay oldu. Hala incelemesi düşmemiş kulaklıkları elinde olan arkadaşlara selam ederim.


    Sağlıcakla ve müzikle kalın.

    [​IMG]
     
    #1 utuman, 30 Kasım 2014
    Moderatör tarafından düzenlendi: 9 Aralık 2014
    24 kişi bunu beğendi.
  2. Baran

    Baran
    Expand Collapse
    Administrator

    Katılım:
    29 Haziran 2011
    Mesaj:
    1,400
    Alınan Beğeniler:
    3,500
    Oooo hayırsız insan hoşgeldin :)
     
  3. utuman

    utuman
    Expand Collapse
    FLAC

    Katılım:
    4 Mayıs 2009
    Mesaj:
    260
    Alınan Beğeniler:
    70
    Abi hoş bulduk. Ben aslında hep buralardaydım gizli kullanıcı olarak ancak şifreyi patlata patlata bir hal oldum. Artık inceleme ile affettireceğime inanıyorum kendimi inceleme ile.
     
    2 kişi bunu beğendi.
  4. Solanahtarı

    Solanahtarı
    Expand Collapse
    DSD

    Katılım:
    9 Kasım 2013
    Mesaj:
    1,085
    Alınan Beğeniler:
    1,459
    Stand logosu güzel olmuş :)
     
    Collapse Signature Expand Signature
  5. refuserQ

    refuserQ
    Expand Collapse
    WAV

    Katılım:
    13 Ekim 2013
    Mesaj:
    658
    Alınan Beğeniler:
    1,772
    Radius incelemeniz gibi güzel bir inceleme bekliyorum açıkçası :)
     
  6. utuman

    utuman
    Expand Collapse
    FLAC

    Katılım:
    4 Mayıs 2009
    Mesaj:
    260
    Alınan Beğeniler:
    70
    23:59'da geliyor. İnat ettim başaracağım.

    Başardım. Bence gece gece yorgunsanız bulaşmayın. Sağ salim kafayla okuyun.

    Edit: Saçmasapan bir sorundan dolayı resimleri yükleyemedim. Çabucak çözmeye çalışıyorum...
     
    #6 utuman, 7 Aralık 2014
    Moderatör tarafından düzenlendi: 7 Aralık 2014
    3 kişi bunu beğendi.
  7. lucabalo

    lucabalo
    Expand Collapse
    WAV

    Katılım:
    29 Mart 2014
    Mesaj:
    757
    Alınan Beğeniler:
    1,327
    Gercekten bi haftalik surec isteyen bi yazi olmus. Tebrik ediyorum, elinize kulaginiza saglik. Bende yorumu 1 hafta sonra yapacagim :)
     
    Collapse Signature Expand Signature
    2 kişi bunu beğendi.
  8. utuman

    utuman
    Expand Collapse
    FLAC

    Katılım:
    4 Mayıs 2009
    Mesaj:
    260
    Alınan Beğeniler:
    70
    Teşekkürler arkadaşlar. Resimleri ve linkleri ekledim. Boş bir zamanınızda okumanızı tavsiye ederim.
     
    5 kişi bunu beğendi.
  9. fosther

    fosther
    Expand Collapse
    Moderator

    Katılım:
    12 Ağustos 2010
    Mesaj:
    3,106
    Alınan Beğeniler:
    3,451
    Vala bayağı detaylı olmuş eline emeğine sağlık :) Senin görüşlerinin aksine bu kulaklığın tipini çok sevıyorum.Özellikle dış kaplamasını.

    Bass konusuna değinecek olursam iyi bir lambalı amfi ile daha detaylı,daha sıkı,daha derin bir bass performansı alabilirsin.Mesela darkvoice 336,little dot mk3 gibi.Bütce var ise wa6 gibi.Dediğin bass olayını hd650'de yaşamış 336se alıp çözüme ulaşmıştım.Neyse,güle güle kullan. :)
     
  10. refuserQ

    refuserQ
    Expand Collapse
    WAV

    Katılım:
    13 Ekim 2013
    Mesaj:
    658
    Alınan Beğeniler:
    1,772
    Hepsini okudum bir çırpıda emeğinize sağlık...
     
  11. utuman

    utuman
    Expand Collapse
    FLAC

    Katılım:
    4 Mayıs 2009
    Mesaj:
    260
    Alınan Beğeniler:
    70
    İşte şu anda yarı taşınabilir olması ve ses karakteristiğindeki "dengesiz - dengeli" durum beni şimdilik beklemeye itti. HD650 gibi daha lineer bir kulaklık kesinlikle genel olarak amfi seçimlerine daha az hassas olup çok daha verimi arttıracaktır.

    Teşekkür ederim.
     
  12. chemist

    chemist
    Expand Collapse
    FLAC

    Katılım:
    5 Nisan 2011
    Mesaj:
    352
    Alınan Beğeniler:
    244
    Elinize sağlık. Bu incelemeyi yazmak için kaç saat uğraştınız :) Ben bukadar detaylı bi inceleme yazamazdım galiba
     
  13. Metalingus

    Metalingus
    Expand Collapse
    MP3

    Katılım:
    9 Mart 2014
    Mesaj:
    59
    Alınan Beğeniler:
    84
    Diğer üyeler kıskanmasında okuduğum en güzel inceleme, mizahınızda renk katmış, alan parsons project grubuna ait paylaştığınız şarkıyı çoktan kaçak köçek yollardan indirip çalma listeme ekledim :)
     
    Collapse Signature Expand Signature
  14. DefinitioN

    DefinitioN
    Expand Collapse
    Analog

    Katılım:
    9 Mayıs 2012
    Mesaj:
    2,786
    Alınan Beğeniler:
    6,347
    Bir an,hem utuman'dan böyle bir hamle beklemediğimden :evl hem ilk resimden :evl hem de konu başlığından :evl ötürü "Lan ben bunca yıl bu incelemeyi hiç görmedim, [bkz: Okunmayan ilk mesaj] nasıl olur dedim ama.Aymam biraz zaman aldı.Güzel görünüyor.Elinize sağlık.


    Not:"Henüz" Okumadım. :evl :evl
     
    #14 DefinitioN, 9 Aralık 2014
    Moderatör tarafından düzenlendi: 9 Aralık 2014
  15. utuman

    utuman
    Expand Collapse
    FLAC

    Katılım:
    4 Mayıs 2009
    Mesaj:
    260
    Alınan Beğeniler:
    70
    Toplam 10 saat diyeyim yuvarlak olsun. Pek elim hızlı değildir. Gözümde çok büyüttüğümden inceleme bu kadar gecikti.

    Teşekkür ederim , rahat okunması için böyle incelemelerin biraz arada okuyan kişinin de nefes alması gerek. Ve de sürekli rapor yazdığımdan uğraştığım alan gereği en azından plan olayını oturtabiliyorum. Alan Parsons Project bence müziklerine karakterilerini yansıtabilen nadide bir grup. Dinlemek lazım bol bol.

    Zaten belirttiğiniz sebep yüzünden forumun gizli noktalarına ilerlemek üzereydi inceleme bunu engellemek için sürekli geri dönüşleri cevaplamam lazım :evl
     
  16. Engin

    Engin
    Expand Collapse
    Administrator

    Katılım:
    5 Ekim 2010
    Mesaj:
    1,741
    Alınan Beğeniler:
    1,651
    Bu incelemeyi yazar, iki sene daha gözükmez okumasam mı dedim ama yine de okudum dayanamadım.. Eline sağlık Ahmet, kusursuz bir yazı olmuş..
     
  17. pazac

    pazac
    Expand Collapse
    MP3

    Katılım:
    6 Kasım 2010
    Mesaj:
    42
    Alınan Beğeniler:
    29
    Kişisel deneyimlerinizi paylaşmanız hoş olmuş, zevkle okuduğum bir inceleme, teşekkürler..
     
  18. moonstar

    moonstar
    Expand Collapse
    Analog

    Katılım:
    30 Ocak 2014
    Mesaj:
    1,732
    Alınan Beğeniler:
    4,746
    @utuman Emeğinize sağlık. Okuduğum en keyifli incelemelerden biri olmuş!
     
    Collapse Signature Expand Signature
  19. kornography

    kornography
    Expand Collapse
    FLAC

    Katılım:
    2 Mart 2010
    Mesaj:
    421
    Alınan Beğeniler:
    261
    6 sene önceki iriver clix incelemenizden sonra keyifle okuduğum başka yeni bir inceleme oldu:) Arayı fazla açmayın bence bir daha bu kadar:)


    Sent from my iPad using Tapatalk HD
     
    Collapse Signature Expand Signature
  20. utuman

    utuman
    Expand Collapse
    FLAC

    Katılım:
    4 Mayıs 2009
    Mesaj:
    260
    Alınan Beğeniler:
    70
    Abi gerçekten hep buralardaydım da işte yoğundum bir de şifre problemi çok canımı sıktı bir kaç kez mesajım silindi eski forum arayüzünde. Artık daha fazla özen göstereceğim.

    Teşekkürler Pazac.

    Teşekkürler Moonstar.

    Vallahi elime alet geçtikçe ki artık pek sık değişim yapacağımı zannetmiyorum , DAC ve amfiler hariç bir şeyler yazarız. Ama hala kaybedemediğim Clip Plus yüzünden elimde incelenecek başka şey yok. Clip Plus'ı da incelemeye gerek yok. Yıllardır fiyat performans lideri.