İşte Karın Deşen Jack'in Gerçek Yüzü

'Konu Dışı' forumunda KontG tarafından 28 Mart 2007 tarihinde açılan konu

  1. KontG

    KontG
    Expand Collapse
    Analog

    Katılım:
    26 Ocak 2007
    Mesaj:
    2,589
    Alınan Beğeniler:
    8
    Masonların siyasi faaliyetlerini ve özellikle de illegal yönlerini araştırırken karşımıza çıkan önemli bir konu da, ünlü "Karındeşen Jack" cinayetleridir.

    [​IMG]

    Masonların siyasi faaliyetlerini ve özellikle de illegal yönlerini araştırırken karşımıza çıkan önemli bir konu da, ünlü "Karındeşen Jack" cinayetleridir.

    Karındeşen Jack cinayetlerinin gerçekleştiği Kraliçe Victoria döneminin İngilteresi'nde, masonların saraya ve aristokrasiye egemen olduğu bilinen bir gerçektir. Masonik bir amaçla işlenen cinayetler, bu nedenle kolayca örtbas edilebilmiştir. Resimde, dönemin İngilteresi'nde masonların düzenlediği ve farklı bölgelerden gelen biraderlerin katıldığı bir balo tasvir ediliyor.

    Bu seri cinayetler, 1888 yılında Londra'da gerçekleştirilmiştir. 9 haftalık bir süre içinde tam 5 ayrı hayat kadını, gövdeleri yarılıp parçalanarak vahşi şekilde öldürülmüştür. Katilin kim olduğu hiçbir zaman bulunanamış ve bir sır olarak kalmıştır. Katili tanımlamak için kullanılan "Karındeşen Jack" sözü, cinayetlerin hemen ardından bu isimle polise gönderilen bazı mektuplardan kaynaklanmaktadır. "Karındeşen Jack" denen kişinin (veya kişilerin) gerçek kimliği meçhuldur.

    Ama konuyu inceleyen bazı araştırmacıları, bunun siyasi amaçlara yönelik bir komplo olduğu ve komplonun kaynağının da masonluk olduğu kanısına yönelten bazı önemli bulgular vardır. Bunları birlikte inceleyelim.

    Karındeşen Jack cinayetlerinin gerçekleştiği sıralar, İngiliz monarşisi büyük bir skandalın eşiğine gelmişti.

    Kraliçe Victoria'nın oğlu olan King Edward VII, 1888 yılında İngiltere'de masonların Büyük üstadı idi. Onun oğlu Eddy ise, eğer büyükanne ve babası ondan önce ölürse, Kral olabilirdi. Ancak Eddy'nin saray disiplinine uymayan bir özel yaşamı vardı. 1888'de Londra'daki Walter Sickert ismindeki ressama ve arkadaşlarına gizlice ziyaretler yapıyordu. Eddy; bu çevrede Annie isminde Katolik ve alt tabakadan gelen bir tezgahtar kız ile tanıştı ve ilişki kurdu. Bir süre sonra bir bebekleri oldu ve gizlice evlendiler. Sickert; Eddy ve Annie'nin kızları için bir dadı tuttu. Mary (veya Marie) isimli dadı ve Sickert onların bu gizli düğünlerinde şahit oldular.

    O sırada, İngiltere büyük bir politik karışıklık içerisindeydi ve eğer halk kral olmaya bu denli yakın birisinin Annie gibi bir kadın ile evlendiğini öğrenirse, bu durum monarşinin sona ermesine neden olabilirdi. (Katolik birisiyle evlenmek, İngiliz kraliyet ailesinin kurallarına aykırıydı, ayrıca Annie'nin alt tabakadan olması da bir sorundu). Böyle bir skandal, aynı şekilde İngiliz politik ve sosyal sisteminden çıkarı olanların özellikle de masonların sonu olabilirdi.

    Bütün bunlar Kraliçe Victoria'nın kulağına gidince, Kraliçe, Marquess of Salisbury isimli Başbakanını bu olayı temizlemek ile görevlendirdi. Salisbury ünlü bir masondu. Bu skandalı kapatmak için, Annie'yi akıl hastanesine yerleştirdi, ve tam 32 yıl sonra da Annie orada öldü. Kızları da daha sonra Sickert'in metresi haline geldi ve ondan bir oğlu oldu. Skandal düğünün şahidi olan Marie Kelly ise alkolik bir hayat kadını oldu ve bildiklerini diğer 3 hayat kadını arkadaşı ile paylaştı. Onlar ise onu, Prens Eddy'nin yaptıklarını deşifre etmekle tehdit ettiler. Bunu öğrenen Başbakan Salisbury bu tehditin sona ermesi gerektiğine karar verdi ve Kraliçenin doktoru olan ve aynı zamanda Annie'ye akıl hastası raporunu veren yüksek dereceli mason biraderi Sir William Gull'dan bu konuda yardım istedi.

    Gull, Marie'nin ve diğer hayat kadınlarının varlığını İngiliz monarşisi ve masonluk için bir tehdit olarak kabul etti ve masonik ritlere dayanarak bu kadınları tek tek öldürmeye karar verdi. İşte tüm İngiltere'yi dehşete düşüren Karındeşen Jack cinayetleri böyle başladı. Gull, kurbanlarını aynen masonik ritüellerde yazılı olduğu gibi, büyük bir vahşetle öldürüyordu. Başbakan Salisbury, hükümetteki diğer masonlar ve polis teşkilatı Gull'un suçlarını gizlediler. Çünkü mason olarak onlardan beklenen, bu sırrı saklamaları ve Gull'un yaptığını takdir etmeleriydi. Gull, özel arabasının sürücüsü olan Netley ile ressam Sickert'ı o 4 hayat kadınını tanımasına yardımcı olmaları için ikna etti. Ardından kadınları arabalarına aldılar, öldürdüler ve mason ritlerine göre kesip parçaladıktan sonra seçilen yerlere vücutlarının parçalarını attılar.

    FROM HELL (CEHENNEMDEN)

    Tamamen tarihi belgelere dayanılarak hazırlanan bir Hollywood filmi olan From Hell (Cehennemden), Karındeşen Jack cinayetlerinin masonik bir komplo olduğunu tüyler ürpertici perde arkasıyla gözler önüne sermektedir. Filmden alınmış olan aşağıdaki karelerde önemli sahneler yer almaktadır.


    Filmin bu karelerinde, olayın sırrını araştıran dedektif Abberline'nın masonik kaynakları inceleyişi ve cinayetler ile masonluk arasındaki ilişkiyi keşfedişi anlatılmakta.

    Polis; kadının yanında önlüğünden kesilmiş ve kandan sırılsıklam olmuş bir parça buldu. Bu parça, kadının hala üzerinde yer alan bir parçaya tam olarak uyuyordu. Bunun yukarısındaki siyah duvarda ise beyaz bir tebeşirle yazılmış olan şu yazı duruyordu. "Juwes'ler hiç bir şeyle suçlanmayacak olan insanlardır."

    e) Eddowes hakkında yaptığı yanlışlığı 9 Kasım 1888'de anlayan Gull ve müttefikleri, Mary Kelly'yi apartman dairesinde öldürdüler. Kadının boğazı tamamiyle kesilmişti, midesi tamamen dışarı çıkarılmış ve mide çukuru tamamen boşaltılmıştı, göğüsleri kesilmişti, kolları parçalanmıştı, yüzü tanınmayacak hale getirilmişti, rahmi, böbrekleri ve göğüslerinden birisi başının altındaydı, diğer göğsü ise sağ ayağının oradaydı, karaciğeri ayaklarının arasında, bağırsakları sağ tarafında, dalağı sol tarafındaydı. Karın derisi sökülmüştü. Ciğerinin bir kısmı ve kalbinin tamamı kayıptı.

    İşte tüm bu garip ve korkunç olaylar, konuyu inceleyen araştırmacıları olayın perde arkasındaki gerçeğe götürdü:

    Eğer bunlar alelade cinayetler olsaydı, kesip parçalama olayları katili yakalanma tehlikesine sokardı. (Katledilenlerden biri olan Stride, arabaya binmeyi reddettiği için, çabucak sokak ortasında öldürülmüştü). Bir tür ritüeli andıran bu akıl almaz kasaplığın tek açıklaması, masonik ritlere olan uygunluğuydu. Boğazların kesilme şekli,
    Karındeşen Jack olduğu tahmin edilen Dr. Gull (üstte) ve mason locasındaki diğer "birader"leri.

    Mason locasına girişte yapılan kontrol ve içerdeki ritüelden bir görünüm

    kalplerin çıkartılması, bağırsakların dışarıya çıkartılması, üçgen şeklinde kesikler, maktülün önlüğünün bir kısmının kesilip çıkartılması... Tüm bu detaylar, mason localarında okunan ve "hainlerin cezası" olarak belirtilen vahşetlere birebir uyuyordu. . .

    Karındeşen Jack'in son kurbanı olan Eddowes; "Mitre K****i" (Mitre Square) olarak bilinen semte bırakılmıştı. Mitre (terzilikte ve inşatta kullanılan gönye benzeri araç) ve kare masonik aletlerdir ve mitre hanı da masonların meşhur buluşma yeridir.

    Peki cinayet yerindeki duvarda bulunan "Juwes" kelimesi ne anlama geliyordu? Bazı yorumcular bunun "Jews" (Yahudiler) kelimesinin yanlış yazılmış hali olduğunu ileri sürmüşlerdir. Oysa işlenen cinayetler ve kullanılan yöntemler, bunların failinin son derece eğitimli bir kişi olduğunu göstermektedir ve bu da böyle basit bir yazım yanlışlığı yapılması ihtimalini çok düşürmektedir. Konuyu inceleyen pek çok araştırmacı ise, "Juwes" kelimesinin, masonlukta masonluğun simgesel kurucusu olarak kabul edilen Hiram Abiff'i öldüren üç hainin, yani Jubela, Jubelo ve Jubelum'u ifade ettiği kanaatindedir.

    Karındeşen Jack cinayetlerinin örtbas edildiği mason locasında düzenlenen bir tekris töreni. Törende masonluğa yeni giren bir üyeye önce "burada göreceklerini başka yerde asla anlatmayacağına" dair ölüm tehdidi altında yemin ettiriliyor.

    Tekris töreninin sonu: Locaya kabul edilen yeni masonun gözbağı açılıyor ve eskiden "harici" (masonluk dışı) olan yeni üye mason locasının içini ilk kez görüyor.

    Bir başka ilginç detay ise, bu yazının polisler tarafından bulunur bulunmaz silinmesidir. Ceset bulunduğunda, polis şefi ve aynı zamanda da bir mason olan Sir Charles Warren, daha önce hiçbir cinayet mahaline gitmemesine rağmen, bu kez kendisi olay yerine gitmiş ve duvardaki yazıyı görür görmez bunun silinmesini emretmiştir.

    Tüm bunlar, tarihte Karındeşen Jack cinayetleri olarak bilinen vahşetin, gerçekte siyasi amaçlar içeren masonik bir komplo olduğuna işaret etmektedir. Nitekim masonların, bu tarihten önce de Mozart ve William Morgan gibi ünlüler de dahil olmak üzere, kendilerine ihanet ettiklerini düşündükleri kişileri katlettiklerine dair önemli deliller vardır. Karındeşen Jack cinayetlerinin gerçek faili olduğu sanılan yüksek derece mason Dr. Gull'un 1890'da öldüğü açıklanmıştır. Oysa gerçekte bu tarihte ölmemiş, 'Thomas Mason' ismi altında bir akıl hastanesine konmuş ve uzun yıllar sonra burada ölmüştür.

    Olayın iç yüzünün başından beri farkından olan ressam Sickert ise gerçek hikayeyi oğlu Joseph'e anlatmıştır. Joseph ise, aradan neredeyse 3 çeyrek asır geçtikten sonra gerçeği gazeteci Stephen Knight'a açıklamış ve masonluk konusunda derinlemesine bilgiye sahip olan Knight bu konuyu Jack the Ripper: The Final Solution (Karındeşen Jack: Son Çözüm) adlı kitabında açıklamıştır. Knight'in 1976'da yayınlanan bu kitabından beridir olay büyük bir tartışma konusudur. Masonlar Knight'ın tezini ısrarla reddetseler de, pek çok delil bu tezi desteklemektedir. Bu konuyu gündeme taşıyan en son gelişme ise, 2001 yılında çevrilen bir Hollywood yapımı olan From Hell (Cehennemden) adlı filmdir. Karındeşen Jack cinayetlerini konu edinen ve tamamen tarihsel gerçeklerden yola çıkarak çevrilen filmde, olayların masonik bir komplo olduğu detaylı olarak gösterilmektedir.

    Tüm bu hikayenin en çarpıcı yönü ise, büyük olasılıkla "buzdağının görünen kısmı" olmasıdır. Masonluk gizli bir örgüt olduğu ve "haricilere" (mason olmayanlara) hiçbir zaman sır vermediği için, masonik faaliyetlerin çoğu karanlık bir sis perdesinin ardındadır. Karındeşen Jack cinayetleri, bu sis perdesinden dışarı sızan bir "örnek"tir ve diğer örneklerin ne kadar korkunç olabileceği hakkında fikir vermektedir.
     
  2. KontG

    KontG
    Expand Collapse
    Analog

    Katılım:
    26 Ocak 2007
    Mesaj:
    2,589
    Alınan Beğeniler:
    8
    KARINDEŞEN JACK KADIN MI?

    1888 yılının ağustos ve kasım ayları arasında işlediği cinayetlerle Londra'yı dehşeten boğan "Karındeşen Jack"ın bir kadın olduğu, 118 yıl sonra yeniden gündeme geldi.

    Avustralyalı bir moleküler tanı ve otopsi uzmanı olan Prof. Ian Findlay, Victoria Çağı İngilteresi'nin Karındeşen Jack'ı bulamadığını, çünkü erkek olduğuna inanılan katilin aslında bir kadın olduğunu ileri sürdü. Aynı ilginç iddiayı, 118 yıl önce bir Scotland Yard dedektifi de öne sürmüştü.

    Prof. Findlay, "Cell Track ID" adlı bir yöntem kullandığını ve sadece tek bir hücre ya da saç kılı ile DNA profili geliştirdiğini kaydetti. Findlay, "Bizdeki teknoloji polisteki teknolojinin çok ilerisinde" dedi.

    Karındeşen Jack'ın geride bıraktığı bir dizi mektup var. Katilin bu mektupları, Londra'daki Ulusal Arşiv'de yer alıyor. Ian Findlay, bu mektuplardaki kan ve tükürük kalıntılarından DNA örneklerini inceledi.

    Scotland Yard dedektifi Frank Abberline de katilin kadın olduğunu savunmuş, ancak kimseyi inandıramamıştı. Abberline'nin "Mary Pearcey" adında kuşkulandığı bir kadın da vardı. Ancak Abberline, amirlerini bir kadının böyle acımsız seri cinayetler işleyeceğine ikna edememişti.

    Dedektif Abberline'nin kuşkulandığı Mary Pearcey ise sevgilisin karısını bıçakla öldürdüğü için 1890'da asılmıştı. Bu cinayet, Karındeşen Jack cinayetlerine inanılmaz bir benzerlik taşıyordu.

    ROBERT DONSTON STEPHENSON

    Bir Varsayima Göre ;

    Arastirmaci Ivor Edwards'a göre, Stephenson'in fahiseleri öldürdügü yerlerin birbirine orantisi dikkatle incelendiginde, ilk Hiristiyanlarin kutsal isareti olan, iç içe geçmis iki daire seklindeki "Vesica piscis" ortaya çikiyor. Katil böylelikle seytani bir ritüeli gerçeklestirmisti.

    Tarihin en korkunç seri cinayetlerini isleyen ve izi asla bulunamayan Karindesen Jack'in kimligiyle ilgili son iddia Ivor Edwards adli arastirmacinin "Karindesen Jack'in Kara Büyü Ritüelleri" Adli kitabinda yer aliyor. Katilin, Robert Donston Stephenson adli satanist oldugu ileri sürülüyor. Askeri cerrah olan Stephenson cinayetlerle ilgili olarak iki kez tutuklanmis ve serbest birakilmisti.

    Edwards, Stephenson'in, Hiristiyanligin sembollerini "Kirletmek" amaciyla bu cinayetleri isledigini öne sürüyor. Edwards, kurbanlarin organlarinin parçalanip, böbrek, rahim ve kalbinin çikarilmasini da kara büyünün bir parçasi olarak degerlendiriyor ve ancak Stephenson gibi usta bir cerrahin bu organlari beceriyle yerinden çikarabilecegini söylüyor.

    Edwards son dokuz yildir, kurbanlarin öldürüldügü yerler ve cesetlerin durus biçimi üzerinde arastirma yapmis. Pusulali çalismalar sonucu cesetlerin yüzlerinin kuzey-güney-dogu-bati yönlerine çevrilmis oldugunu tespit etmis.

    Ilk olarak 31 Agustus 1888'de 45 yasindaki Mary Ann Nichols'u öldüren katil kurbanlari bu dört yöne çevirerek öncelikle Hiristiyan haçini kirletmeyi amaçlamis. Edwards, kadinlarin öldürüldügü yerlerin birbirine orantisini da ölçmüs. Bazi noktalar birlestirilince iki adet eskenar üçgen çikmis. Eskenar üçgenler kara büyü ögretisinde kutsal isaretler olarak biliniyor.

    Edwards, son kurban Marie Jeanette Kelly'nin öldürüldügü yeri inceleyince bu sefer de, kurbanlarin 457 metre yariçapindaki bir alan içinde katledildigini ve cesetlerin bulundugu yerlerin birlestirilmesi sonucu Hiristiyanligin kutsal isaretlerinden Vesica Piscis'in çiktigini tespit etmis.

    Bu seytana tapinma biçiminin Afrika'nin bati kiyilarinda çok yaygin oldugunu ve Stephenson'in da bu bölgelere seyahat ettigini belirten Edwards, "Stephenson'in kara büyüyle ilgilendigini, hatta Afrika'da iki kisiyi öldürdügünü itiraf etmisti" Diyor.

    WALTER SICKERT

    Bir varsayima Göre;

    Tam adi Walter Richard Sickert'tir.

    1860-1942 yillari arasinda yasamis Post-Impressionist ressamdir.

    1800'li yillarda Londra'da islenen vahsi cinayetlerle literatüre Karindesen Jack olarak geçen katil ile baglantili oldugu öne sürülen ressam. Elestirmenlerin siddet içerikli porno resim diye adlandirdigi resimlerde ölüm anlari, kurbanlarin ifadeleri, cinayet sekilleri ve bir pul üzerindeki tükürükten alinan DNA ile hala muamma olan ressam sadist erkek figürleri ile taniniyor.

    Ingiliz empresyonizminin en önemli isimi olarak gösterilen, English Camden Town School'un kurucu üyesidir. Kendini isine adamis bu resim ögretmeni ve onun renk kullanimi, sanatçilar üzerinde muazzam etkilere ve esinlenmelere yol açmistir. Sanat okullarinda hala , onun kullandigi, tavsiye ettigi renklerle bezeli "baslangiç paletleri" kullanilmaktadir.
    Sadist erkek figürlerinin yani sira demir bir karyola üzerinde yatan çiplak kadin ile onu bogmak veya biçaklamak amaciyla üzerine egilmis giyinik bir adam tablolari ile taninan, Patricia Cornwell'e göre Jack The Ripper'in ta kendisi olan ressam, sair, yazar, tiyatro oyuncusu, gizemli biri. Aslinda Cornwell'e göre Sickert'in cinsel organinda bulunan bir bozukluk (fistül) ve çok küçük yasta geçirdigi izdirap dolu bir ameliyat cinsel açidan yetersiz olmasina neden olmus ve bu yüzden zaman içerisinde bozulan dengesi kendisini eli biçakli bir seri katil haline getirmistir. Portrait Of A Killer kitabinda Cornwell aslinda "Bu mudur? Evet budur" diyemez. Çünkü Sickert ile Jack The Ripper'in ayni hologramli kagitlari kullanmasi ve olay mahallini gösteren eskizler çizmesi disinda elle tutulur birinci dereceden bir kanit yoktur elinde. Sickert öldügünde yakilmayi talep ettiginden geriye kendisinden herhangi bir DNA örnegi kalmaz. Ayni sekilde ailesinde kalitimsal oldugu varsayilan bir rahatsizlik yüzünden de kendisi ve diger kardesleri çocuk sahibi olamamistir.
    1888 agustos'undan kasim ayina dek Londra'nin Whitechapel semtinde yedi kadini katleden kisi.bu tüyler ürpertici cinayetler dogu yakasi'nda panik ve korku rüzgarlari estirirken ortaya çikan isim en az cinayetler kadar korkutucuydu : Karindesen Jack.

    Yüz yildan fazla bir zamandir insanlarin kafasini mesgul eden bu cinayetler zinciri, dünyanin en büyük faili meçhul olaylari arasinda yer aldi. Üretilen sayisiz senaryolar arasinda katilin, kraliyet ailesine mensup bir asilzade, bir berber, bir doktor, bir kadin ve bir ressam oldugu varsayimlari vardi.

    Sonunda; Patricia Cornwell, adli tip alanindaki derin bilgisi ve teknik becerilerinin üzerine 21. Yüzyilin disiplini polis sorusturmalarini da uygulayarak elde ettigi somut bulgularla dünyaca ünlü ressam Walter Sickert'in Karindesen Jack oldugunu kanitladi.

    Cornwell, Viktorya dönemi'nin karmasik tekniklerinin yardimiyla Karindesen Jack'in Metropolitan polisi'ne gönderdigi ünlü mektuplari Sickert'in yazmis oldugunu bularak karmasik bir dügümü çözdü.

    Sickert'in tablolarinin tüm ayrintilarini büyük bir titizlikle inceleyen yazar, ressamin eserlerinde sürekli kurbanlarinin korkunç ölümlerini çizdigini ve cinsel organindaki dogustan gelen bozukluklari yok etmek için ergenlik çaginda geçirdigi bir dizi ameliyatin ruhsal dengesini bozarak onu psikopat bir katile dönüstürdügünü kesfetti.

    Patricia Cornwell Bir Katilin Anatomisi 'Karindesen Jack' kitabinda cinayet sorusturmalarindaki engin bilgisiyle Karindesen Jack'i anlatmistir.

    WILLIAM GULL

    Bir varsayima göre;

    Bu seri cinayetler, 1888 yilinda Londra'da gerçeklestirilmistir. 9 haftalik bir süre içinde tam 5 ayri hayat kadini, gövdeleri yarilip parçalanarak vahsi sekilde öldürülmüstür. Katilin kim oldugu hiçbir zaman ortaya çikarilamamis ve bir sir olarak kalmistir. Katili tanimlamak için kullanilan "Karindesen Jack" sözü, cinayetlerin hemen ardindan bu isimle polise gönderilen bazi mektuplardan kaynaklanmaktadir. "Karindesen Jack" denen kisinin (veya kisilerin) gerçek kimligi hala meçhuldür.

    Ama konuyu inceleyen bazi arastirmacilari, bunun siyasi amaçlara yönelik bir komplo oldugu ve komplonun kaynaginin da masonluk oldugu kanisina yönelten bazi önemli bulgular vardir. Bunlari birlikte inceleyelim.

    Karindesen Jack cinayetlerinin gerçeklestigi siralar, Ingiliz monarsisi büyük bir skandalin esigine gelmisti.

    Kraliçe Victoria'nin oglu olan King Edward, 1888 yilinda Ingiltere'de masonlarin büyük üstadi idi. Onun oglu Eddy ise, eger büyükanne ve babasi ondan önce ölürse, kral olabilirdi. Ancak Eddy'nin saray disiplinine uymayan bir özel yasami vardi. 1888'de Londra'daki Walter Sickert ismindeki ressama ve arkadaslarina gizlice ziyaretler yapiyordu. Eddy; bu çevrede Annie isminde Katolik ve alt tabakadan gelen bir tezgahtar kiz ile tanisti ve iliski kurdu. Bir süre sonra bir bebekleri oldu ve gizlice evlendiler. Sickert; Eddy ve Annie'nin kizlari için bir dadi tuttu. Mary (veya Marie) isimli dadi ve Sickert onlarin bu gizli dügünlerinde sahit oldular.

    O sirada, Ingiltere büyük bir politik karisiklik içerisindeydi ve eger halk kral olmaya bu denli yakin birisinin Annie gibi bir kadin ile evlendigini ögrenirse, bu durum monarsinin sona ermesine neden olabilirdi. (Katolik birisiyle evlenmek, Ingiliz kraliyet ailesinin kurallarina aykiriydi, ayrica Annie'nin alt tabakadan olmasi da bir sorundu). Böyle bir skandal, ayni sekilde Ingiliz politik ve sosyal sisteminden çikari olanlarin özellikle de masonlarin sonu olabilirdi.

    Bütün bunlar Kraliçe Victoria'nin kulagina gidince, kraliçe, Marquess of Salisbury isimli Basbakanini bu olayi temizlemek ile görevlendirdi. Salisbury ünlü bir masondu. Bu skandali kapatmak için, Annie'yi akil hastanesine yerlestirdi, ve tam 32 yil sonra Annie orada öldü. Kizlari da daha sonra Sickert'in metresi haline geldi ve ondan bir oglu oldu. Skandal dügünün sahidi olan Marie Kelly ise alkolik bir hayat kadini oldu ve bildiklerini diger 3 hayat kadini arkadasi ile paylasti. Onlar ise onu, Prens Eddy'nin yaptiklarini desifre etmekle tehdit ettiler. Bunu ögrenen Basbakan Salisbury bu tehdidin sona ermesi gerektigine karar verdi ve kraliçenin doktoru olan ve ayni zamanda Annie'ye akil hastasi raporunu veren yüksek dereceli mason biraderi Sir William Gull'dan bu konuda yardim istedi.

    Gull, Marie'nin ve diger hayat kadinlarinin varligini Ingiliz monarsisi ve masonluk için bir tehdit olarak kabul etti ve Masonik Ritlere dayanarak bu kadinlari tek tek öldürmeye karar verdi. Iste tüm Ingiltere'yi dehsete düsüren Karindesen Jack cinayetleri böyle basladi. Gull, kurbanlarini aynen masonik ritüellerde yazili oldugu gibi, büyük bir vahsetle öldürüyordu. Basbakan Salisbury, hükümetteki diger masonlar ve polis teskilati Gull'un suçlarini gizlediler. Çünkü mason olarak onlardan beklenen, bu sirri saklamalari ve Gull'un yaptigini takdir etmeleriydi. Gull, özel arabasinin sürücüsü olan Netley ile ressam Sickert'i o 4 hayat kadinini tanimasina yardimci olmalari için ikna etti. Ardindan kadinlari arabalarina aldilar, öldürdüler ve mason ritüellerine göre kesip parçaladiktan sonra seçilen yerlere vücutlarinin parçalarini attilar.

    Gull, kurbanlarini su sekilde öldürmüstü:

    1-31 Agustos 1888'de Mary Ann (Polly) Nichols'un bogazi, kulagindan baslayip tüm bogazini saracak sekilde derin bir sekilde kesilmis, karni yarilmis ve açik bir sekilde birakilmisti.

    2-8 Eylül 1888'de Annie Chapman'in bogazi vahsi bir sekilde kesilmis, dili disari firlamis ve kalanini yutmustu. Karni tamamen yarilmis, bagirsaklari çikarilmis bir sekildeydi. Midesinin bir kismi çikarilmis ve sol omzunun üst tarafina konmustu, kadinin rahmi ve vajinasinin bir kismi ile mesanesinin büyük bir bölümü çikarilmisti. Mücevherleri ve demir paralari çikarilmis ve pirinçten yapilmis 2 adet yüzük ayagina takilmisti.

    3-30 Eylül 1888'de Elizabeth (Liz) Stride'in bogazi çenesinin bir yanindan diger yanina dek kesilmisti.

    4-30 Eylül 1888'de Gull, en son ve en önemli kurbanini, yani Marie Kelly'i öldürmek üzere oldugunu düsünüyordu. Ancak yanlislikla Catherine (Kate) Eddowes'u öldürdü. (bu kadin, Kenny isimli bir adamla yasiyordu ve Mary Ann Kelly ismini kullaniyordu.) Eddowes'un bogazi bir kulagindan digerine dek kesilmisti, burnu tamamiyla yerinden çikarilmisti, sag kulaginin bir kismi kesilmisti, yüzünün diger bölümlerinde üçgen seklinde derin kesikler vardi, karni tamamen açilmis, bagirsaklari disariya çikarilmis ve sag omzunun üzerine yerlestirilmisti. Ayagin iki parçasi koparilmis ve vücudu ile sol kolunun arasina dikkatle yerlestirilmisti. Sol böbregi ile rahminin bir kismi kesilip atilmisti.

    Polis; kadinin yaninda önlügünden kesilmis ve kandan sirilsiklam olmus bir parça buldu. Bu parça, kadinin hala üzerinde yer alan bir parçaya tam olarak uyuyordu. Bunun yukarisindaki siyah duvarda ise beyaz bir tebesirle yazilmis olan su yazi duruyordu. "juwes'ler hiç bir seyle suçlanmayacak olan insanlardir."

    5-Eddowes hakkinda yaptigi yanlisligi 9 Kasim 1888'de anlayan Gull ve müttefikleri, Mary Kelly'yi apartman dairesinde öldürdüler. Kadinin bogazi tamamiyla kesilmisti, midesi tamamen disari çikarilmis ve mide çukuru tamamen bosaltilmisti, gögüsleri kesilmisti, kollari parçalanmisti, yüzü taninmayacak hale getirilmisti, rahmi, böbrekleri ve gögüslerinden birisi basinin altindaydi, diger gögsü ise sag ayaginin oradaydi, karacigeri ayaklarinin arasinda, bagirsaklari sag tarafinda, dalagi sol tarafindaydi. Karin derisi sökülmüstü. Cigerinin bir kismi ve kalbinin tamami kayipti.

    Iste tüm bu garip ve korkunç olaylar, konuyu inceleyen arastirmacilari olayin perde arkasindaki gerçege götürdü:

    Eger bunlar alelade cinayetler olsaydi, kesip parçalama olaylari katili yakalanma tehlikesine sokardi. (Katledilenlerden biri olan Stride, arabaya binmeyi reddettigi için, çabucak sokak ortasinda öldürülmüstü). Bir tür ritüeli andiran bu akil almaz kasapligin tek açiklamasi, masonik ritlere olan uygunluguydu. Bogazlarin kesilme sekli

    kalplerin çikartilmasi, bagirsaklarin disariya çikartilmasi, üçgen seklinde kesikler, maktulün önlügünün bir kisminin kesilip çikartilmasi... Tüm bu detaylar, mason localarinda okunan ve "hainlerin cezasi" olarak belirtilen vahsetlere birebir uyuyordu. . .

    Karindesen Jack'in son kurbani olan Eddowes; "Mitre Karesi" (mitre square) olarak bilinen semte birakilmisti. Mitre (terzilikte ve insaatta kullanilan gönye benzeri araç) ve kare masonik aletlerdir ve mitre hani da masonlarin meshur bulusma yeridir.

    Peki cinayet yerindeki duvarda bulunan "juwes" kelimesi ne anlama geliyordu? Bazi yorumcular bunun "jews" (Yahudiler) kelimesinin yanlis yazilmis hali oldugunu ileri sürmüslerdir. Oysa islenen cinayetler ve kullanilan yöntemler, bunlarin failinin son derece egitimli bir kisi oldugunu göstermektedir ve bu da böyle basit bir yazim yanlisligi yapilmasi ihtimalini çok düsürmektedir. Konuyu inceleyen pek çok arastirmaci ise, "juwes" kelimesinin, masonlukta masonlugun simgesel kurucusu olarak kabul edilen Hiram Abiff'i öldüren üç hainin, yani jubela, jubelo ve jubelum'u ifade ettigi kanaatindedir.

    Bir baska ilginç detay ise, bu yazinin polisler tarafindan bulunur bulunmaz silinmesidir. Ceset bulundugunda, polis sefi ve ayni zamanda da bir mason olan Sir Charles Warren, daha önce hiçbir cinayet mahalline gitmemesine ragmen, bu kez kendisi olay yerine gitmis ve duvardaki yaziyi görür görmez bunun silinmesini emretmistir.

    Tüm bunlar, tarihte Karindesen Jack cinayetleri olarak bilinen vahsetin, gerçekte siyasi amaçlar içeren masonik bir komplo olduguna isaret etmektedir. Nitekim masonlarin, bu tarihten önce de Mozart ve William Morgan gibi ünlüler de dahil olmak üzere, kendilerine ihanet ettiklerini düsündükleri kisileri katlettiklerine dair önemli deliller vardir. Karindesen Jack cinayetlerinin gerçek faili oldugu sanilan yüksek derece mason dr. Gull'un 1890'da öldügü açiklanmistir. Oysa gerçekte bu tarihte ölmemis, 'Thomas mason' ismi altinda bir akil hastanesine konmus ve uzun yillar sonra burada ölmüstür.

    Olayin iç yüzünün basindan beri farkinda olan ressam Sickert ise gerçek hikayeyi oglu Joseph'e anlatmistir. Joseph ise, aradan neredeyse 3 çeyrek asir geçtikten sonra gerçegi gazeteci Stephen Knight'a açiklamis ve masonluk konusunda derinlemesine bilgiye sahip olan Knight bu konuyu Jack The Ripper: The Final Solution (Karindesen Jack: Son Çözüm) adli kitabinda açiklamistir. Knight'in 1976'da yayinlanan bu kitabindan beridir olay büyük bir tartisma konusudur. Masonlar Knight'in tezini israrla reddetseler de, pek çok delil bu tezi desteklemektedir. Bu konuyu gündeme tasiyan en son gelisme ise, 2001 yilinda çevrilen bir Hollywood yapimi olan From Hell (Cehennemden) adli filmdir. Karindesen Jack cinayetlerini konu edinen ve tamamen tarihsel gerçeklerden yola çikarak çevrilen filmde, olaylarin masonik bir komplo oldugu detayli olarak gösterilmektedir.
     
  3. japonlaryapiyo

    japonlaryapiyo
    Expand Collapse
    Guest

    dunyanin adindan en cok soz ettiren katili herhalde kendisi :)
     
  4. KontG

    KontG
    Expand Collapse
    Analog

    Katılım:
    26 Ocak 2007
    Mesaj:
    2,589
    Alınan Beğeniler:
    8
    Evet... Meğersem mason oyunuymuş... Amaçlarına yine ulaşmışlar...
     
  5. noXious

    noXious
    Expand Collapse
    Analog

    Katılım:
    25 Ocak 2007
    Mesaj:
    2,321
    Alınan Beğeniler:
    13
    Filmini izledim ve beğenmiştim yazıyı okuyunca aynı sahneler gözümün önünde canlandı eline sağlık KontG güzel paylaşım ;)